Gezi Tatil

Gezi Tatil

Tatil yöreleri otel motel pansiyon ve tatil olanakları inceleme araştırma blogu

Pigale Panorama Sunset

8/8/2007
Kategori: iZMiR

KONUM  ;
Kuşadası-Aydın mevkiinde, şehir merkezine 800 m, havalimanına 65 km, denize 600 metre mesafededir


TESİS  ;
Tesiste toplam 75 oda bulunmaktadır. Tesiste; Kapalı restaurant, 1 adet a la carte restaurant, sauna, Türk hamamı, masaj/kese, fitness center,  internet cafe, taksi, dolmuş, alış veriş merkezi, oda servisi, doktor, asansör

ODA   ;
Split klima, mini bar, müzik yayını, kasa, banyo, telefon, saç kurutma makinesi, tv, zemin seramik

HAVUZ / PLAJ ;
1 açık havuz (1.80m). Plajda şezlong, şemsiye, minder, duş bulunmaktadır

SPOR & ANIMASYON & AKTIVITE   ;
Oyun salonu, okuma salonu, canlı müzik, Türk gecesi(haftada 1 gün)

ÜCRETLİ    ;
Mini bar, kasa(resepsiyonda), telefon, sauna, masa/kese, bebek bakım servisi, bilardo, kuaför, internet cafe, taksi, dolmuş, market, oda servisi, doktor, tüm su sporları, kasa, şezlong, şemsiye, minder

ÜCRETSİZ     ;
Türk hamamı, fitness center, müzik yayını, masa tenisi, satranç, denize shuttle servis

ÇOCUK :
Çocuk havuzu

NOTLAR   ;
Evcil Hayvan Kabul Edemiyoruz. Plaja ücretsiz shuttle servis

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hotel Tatlıses

8/8/2007
Kategori: iZMiR


Didime 70 km mesafede muhteşem bir tatil mekanı.Havuz,hamam,sauna,fitness center,kuaför,güzellik salonu,uyandırma servisi,kuru temizleme,HerŞEY dahil,ye iç eğlen huzur içinde tatilini geçir.
0-6 yaş free,7-12 yaş %50 indirimli

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Eski taş yapıları ile Cunda adası

25/7/2007
Kategori: YAKiN YERLER

Bu kez Kuzey Ege'nin gözde yerlerinden Cunda Adası'na geldik. Artık karayolu bağlantısı olduğu için ada özelliğini yitirmiş olsa da, bu rüzgarlar sizi şehirden tamamen uzaklaştırıyor.

Cunda Adası, Balıkesir'e bağlı Ayvalık'ın yanıbaşında, son derece şirin bir Ege Kasabası. İstanbul'dan Cunda'ya gidecekler için en rahat yol, Yenikapı'dan Bandırma'ya giden feribotlara binmek. Ancak özellikle yaz ayları ve haftasonları için bileti mutlaka bir süre önceden almak gerekiyor. Bandırma'dan Cunda'ya yol yaklaşık 3,5 saat sürüyor. Susurluk ve Balıkesir üzerinden gidiliyor. Yolda , özellikle kaz dağlarına yaklaştıkça sıcaklığın düştüğünü hissediyorsunuz. Bunaltıcı yaz günlerinde tertemiz bir rüzgar yüzünüze çarpıyor. Yol çoğunlukla rahat geçiyor.

İzmir'den Cunda Adası'na gelenler de az değil. İzmir Cunda arası 135 km.

Cunda Adası aslında tam bir ada değil. Çünkü buraya Türkiye'nin ilk Boğaz Köprüsü'nden geçip varılıyor. Lale Adası Cunda'yı karaya bağlayan yer. Bu gayet geniş ve asfalt yolun başına ise büyük bir tabela ile "Gönül Yolu" yazılmış.

Cunda'ya karadan olduğu gibi denizden de gidilebiliyor. Ayvalık'tan hergün kalkan tekne turları da Cunda'nın farklı noktalarına uğruyor.

Tekne turları Cunda Ayvalık bölgesinin vazgeçilmezi. 20 tane farklı büyüklükte gezi teknesi, her gün 11 gibi kalkıyor. Akşam 18:30 gibi geri dönüyor. Gün içinde esen rüzgara göre denize girilecek koylar seçiliyor. Yemek de dahil tekne gezilerinin fiyatı 12-15 YTL arasında değişiyor.

Hemen karşısındaki Midilli Adası'ndan Cunda ve civarına geçtiğimiz yıl 45 bin turist gelmiş. Perşembe günleri kurulan pazar özellikle Yunan turistlerin ilgisini çekiyor. Her geçen yıl gelen yabancı turist sayısı artıyor. Ancak Cunda yine de çoğunlukla yerli turiste hitap ediyor.

Cunda'ya ya da diğer adıyla Alibey Adası'na ilk girdiğinizde sizi bambaşka bir mavi tonu karşılıyor.

Eski Rum evleri, taş binalar, Arnavut kaldırımlarıyla güzel bir manzara oluşturuyor.

Cunda Adası'nda sahilyolu boyunca birçok balık lokantası sıralanıyor. Hepsinde fiyatlar aşağı yukarı aynı. Bu yüzden hangisine gireceğinize karar vermek zaman zaman güç oluyor.

Papalina, buranın en meşhur balığı. Sardalya, iskorpit, levrek gibi balıklar da rağbet görüyor.

Önden mutlaka deniz börülcesi ve kabak çiçeği dolması yeniyor. Sonra da fener kavurma ve balık kokoreçi geliyor. Kabuklu deniz ürünleri ise buranın en özel yemekleri.

Sadece bu leziz yemekleri yemek için bile birçok kişi uzun yollardan gelmeyi göze alabiliyor.

Cunda'nın dar sokaklarında yürürken zamanın biraz yavaşladığını hissediyorsunuz. Herşey sanki biraz daha ağır işliyor...

Sokaklarda dolaşırken insana, kısa bir süre için bile olsa oradaki yaşamın bir parçası olmak adına, kapılardan birinin önüne oturup gelen geçeni seyretme hissi geliyor.

Cunda sahilindeki güneş saatinde kendi gölgenizle aşağı yukarı saatin kaç olduğunu görebiliyorsunuz.

Cunda ayrıca son derece güvenli bir yer. Tüm adada sadece iki polis görev yapıyor.

Cunda sokaklarında dolaşırken bir de dibek kahvesi içelim diyoruz. Bu kahve artık çok nadir bulunan dibek taşlarında özel olarak öğütülüyor.

Cundanın bir diğer meşhur yiyeceği de ada lokması.

Cunda Adası, Taksiyarhis Kilisesi gibi bazı tarihi binaları da barındırıyor. Yine tarihi eserlerin üzerine renkli boyalarla yazı yazılmasa ne iyi olur diye düşünüp, yolumuza devam ediyoruz.

Turistlerin çoğu eski binaların daha iyi korunması ve bakılması gerektiği görüşünde. Zaten tarihi dokunun daha ön plana çıkması için yapılan çalışmalar sürüyor.

Cunda'da 30'a yakın konaklama tesisi bulunuyor. Bunların içinde 4 yıldızlı otellerden pansiyonlara ya da butik otellere kadar her bütçeye uygun yerler var.

Cunda'da taş evleri restore edip, pansiyon gibi işletenler var. Butik oteller de son derece konforlu ancak bazı tesislerde konaklamanın maliyeti oldukça yüksek.

Pansiyonlar her ne kadar küçük işletmeler de olsa, bazılarında klima, kablosuz internet bağlanıtısı ve DVD player gibi imkanlar da bulunuyor.

Cunda Adası'nın hemen her yerinden denize girilebiliyor. Ama plajların ve turistik tesislerin bulunduğu yere gitmek için biraz yol katetmek gerekiyor. Ancak denizin tadı da en çok bu plajlarda çıkıyor. Plaj kısımları elbette daha hareketli. Fakat adanın hiçbir yerinde gürültü yok.

Ortunç Plajı Cunda'nın en güzel yerlerinden. Burası bölgenin tek mavi bayraklı plajı ve oksijen dolu bir haftasonu için ideal.

Ortunç Plajı'nın arkasında bir de küçük otel var. Buranın kurucusu Orhan Tunç bölgeye turizm amaçlı ilk gelenlerden.

Ortunç Koyu'na günübirlik gelip denize girmek de mümkün, konaklamak da.

Ada Kamping, Cunda'nın arka kısmındaki kumsalda. Hem otel bölümü var, hem de kamping alanı.

"Cunda Su Kaydırakları Cenneti" de aynı sırada. Burası da bir butik otel havasında. Tahta 'bungalow'larda konaklanabiliyor. Otel sahipleri özellikle Girit mutfağında iddialı olduklarını söylüyor.

Ayvalık bölgesinin zeytini meşhur ama zeytinyağı daha da meşhur, çünkü buranın zeytini yağ yapımı için son derece elverişli.

Zeytinyağı satan dükkanları da dolaştıktan sonra, sahil boyunca bir turluyoruz. Akşam saatleri yaklaştıkça balık lokantaları da tıklım tıklım doluyor.

Ama Cunda'da akşamlar sakin geçiyor. Eğlenceye devam etmek isteyenler ise çoğunlukla Rum tavernalarını tercih ediyor.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Alabalık vadisi cennet Maşukiye

25/7/2007
Kategori: YAKiN YERLER

Bu kez muhteşem doğası ve alabalıklarıyla ünlü Maşukiye'ye gidiyoruz. Buraya otobandan gelmek son derece kolay. İstanbul'dan çıktıktan yaklaşık 1,5 saat sonra insanın içini ferahlatan dereleriyle Maşukiye alabalık vadisine varıyorsunuz.


Maşukiye'ye ulaşmanın en kısa yolu ücretli otoyoldan geçmek. İzmit-Adapazarı yolundan ilerleyip İzmit (Doğu) sapağından girmeniz gerkiyor. Bundan sonrası etrafı yemyeşil, sağlı sollu et-mangal ve alabalık lokantalarıyla dolu bir yol.  Çevreniz elma, ceviz, kiraz ağaçlarıyla kaplı.
Maşukiye'nin ismi aşık anlamına gelen maşuktan geliyor.  Gerçekten de etraftaki doğal güzellikler "buraya gelen aşık olur" sözünü doğruluyor.

Maşukiye'ye girdiğinizde Kartepe yolunu takip ederseniz alabalık retoranlarına varıyorsunuz. İsterseniz bu restoranlardan birine girip dere üzerine kazıklarla kurulmuş tahta masalara yerleşebilirsiniz.
Maşukiye demek alabalık demek. Zaten bölgenin adı da alabalık vadisi. Biz kiremitte alabalık sipariş ederken restoranın köpeği Tarçın etrafımızda dolanmaya başlıyor ve hemen masamızın yanına yerleşiveriyor.
Dere kenarında fonda kuş sesleri eşliğinde sakin ve huzurlu bir yemek yiyebilirsiniz. Fırında mantar ve güveçte köy peyniri de Maşukiye'nin özel yemekleri. Ama çoğunluk buraya kiremitte alabalık yemeye geliyor.

Alabalık vadisinde yukarılara doğru çıkmaya başlıyoruz. Dağın yamacında otlayan koyunlar oldukça ilginç bir manzara oluşturuyor.
Etrafta dere ve su pınarları var ama Maşukiye'ye gidince görün dedikleri şelalenin aslında Devlet Su İşleri'nin yaptığı bir set olduğunu öğrenince şaşırıyoruz doğrusu.
Maşukiye'de bu sene geçmiş yıllara oranla daha fazla konaklama alternatifi var. Maşukiye'nin merkezindeki yayla otel bunlardan biri.

Yayla Otel Maşukiye'nin en yenisi. Burası önceleri sadece restoran iken şimdi bir otel olarak da hizmet veriyor.
Yayla Otel tamamen çam ahşabından yapılmış. Zaten içi de mis gibi kokuyor. Bahçesindeki yeşil banklar ise keyifli bir ortam yaratıyor. Bu otelin diğer bir özelliği de alkollü içki verilmemesi.

Maşukiye'nin meydanında hediyelik eşya satan dükkanlar var. Tahtadan yapılmış süs eşyaları, yöresel peynirler ve sırt bölgesi için tasarlanmış ahşap masaj aletleri en çok satılanlar.

Meydandan çıkıp bu kez de Maşukiye'nin diğer oteline yöneliyoruz. Butik otel, yörenin huzurunu tam anlamıyla yansıtan son derece şirin bir yer. Bahçesindeki minik el arabası ve rengarenk saksılar gibi küçük  detaylar şehirden çok uzaklarda olduğunuzu size hissettiriyor.


Maşukiye Butik Otel'in sahibi Yalçın Karabacak, buraya gelenlere, zaman ayırıp çevreyi, özellikle de İznik gibi civardaki tarihi yerleri gezmeden dönmemelerini öneriyor.

Biz şimdilik o kadar uzağa gidemeyeceğiz ama tepelere doğru yol almak iyi bir fikir gibi görünüyor.


Şimdi istikametimiz Kirazlı Yayla.

Maşukiye'ye gelip de kirazlı yaylaya çıkmadan dönmeyin. Burası aslında büyük bir piknik alanı. Ama sadece manzara izlemek için de gelebilirsiniz. Çünkü aşağı baktığınızda  Maşukiye bölgesi ve Sapanca gölü boydan boya görülebiliyor.


Kirazlı Yayla bölgeye tam anlamıyla kuşbakışı bir görüş sağlıyor. İzmit Körfezi bile ayağınızın altında.

Biz Kirazlı Yayla'dan daha da yukarıya çıkarken aracımızın ısısı düşmeye başlıyor. Kartepe'ye çıkana kadar 20'li derecelerden 10'lu derecelere kadar iniyor. Bu yüzden yukarılara çıkmayı planlayanların yanlarında kalın birşeyler de getirmeyi ihmal etmemeleri gerekiyor. 


Ayrıca şu anda yolun toprak ve virajlı olması, araçları oldukça yavaşlatıyor. Ama bir yandan da yeni sezon için asfalt çalışmaları sürüyor.

Kartepe'nin tepesindeki Green Park Oteli, geçtiğimiz kış hizmete giren bir kayak merkezi aslında. Ama yazın da gelinebilecek bir yer. Yolu göze alırsanız manzarası için bile gelebilirsiniz.


Otel, şu anda ziyaretçilere açık, ama yazlık aktiviteler henüz başlamamış. Burası yazın sıcak günlerinde serinlik yaşamak isteyenler için bir seçenek olabilir.


Kartepe'yi arkamızda bırakıp bu kez de  sapanca gölü kıyısına uzanıyoruz. Gölde su kayağı yapılabiliyor. Ayrıca yüzmek isteyenler de göle girebiliyor. Ama maşukiye spordan ziyade dinlenmek ve huzur bulmak isteyenlerin tercihi gibi görünüyor.


Maşukiye'deki son durağımız çiçek seraları. Orhan Aydoğan yıllardır Maşukiye'de çiçek ve bitki seracılığı yapan bir ailenin ferdi. Atatürk'ün getirttiği yüzyıllık ağacı gösteriyor hemen bize.


Maşukiye'nin önemli bir özelliği de tüm sokak isimlerinin çiçek adları olması. Belediye ilk kurulduğunda sokaklara Maşukiye Çiçekçilik'ten alınan listeye göre menekşe, papatya, oya ağacı sokak, küpe çiçeği caddesi gibi isimler verilmiş.

 


ULAŞIM
*İSTANBUL -MAŞUKİYE 158  KM
*ÜCRETLİ OTOYOLDAN İZMİT YÖNÜNE DOĞRU GİDİLİYOR
*SAPANCA ARİFİYE SAPAĞINDAN GİRİLİYOR  

YEMEK
VADİ RESTORAN 0262 354 22 02
YAYLA ALABALIK 0262 354 20 52
KİRAZLI RESTORAN 0262 354 26 46
PINAR ALABALIK 0262 354 35 67
MOTALİ RESTORAN 0262 354 32 38
CANSU ALABALIK 0262 354 38 98
ŞELALE RESTORAN 0262 354 33 25
SUBAŞI RESTORAN 0262 354 26 86
CEVİZDİBİ RESTORAN (PİKNİK ALANI) 0262 354 36 68
AKASYA ALABALIK 0262 354 31 36  

KONAKLAMA
YAYLA OTEL 0262 354 29 00 
MAŞUKİYE BUTİK OTEL 0262 354 21 74

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Orman denizinde yedi küçük göl

25/7/2007
Kategori: YAKiN YERLER

Yedigöller, İstanbul'dan yaklaşık dört buçuk, Ankara'dan ise üç saat uzaklıkta yemyeşil bir bölge. Ama bu doğa harikasına varmak için bu sürenin yaklaşık 1,5 saatini çok bozuk bir orman yolunda geçirmeyi göze almanız gerekiyor.


İstanbul'dan Yedigöller'e gitmenin en kolay yolu, ücretli otoyoldan ve Bolu şehir merkezi üzerinden. Bolu'ya geldikten sonra Yedigöller tabelalarını takip etmeniz gerekiyor.

Ankara'dan gelenlerin ise otoyoldan Yeniçağa sapağından girip, Mengen üzerinden gitmeleri daha kolay.


Biz giderken Mengen yolunu tercih ediyoruz. Yeşilin her tonunun içinde yolculuk ederken, yol kenarında Türkiye'yi karavanla dolaşan Hollandalı bir çifte rastlıyoruz. Yedigöller yolunda mola veren çift, dere kenarında ellerinde kitapları huzurlu ortamın tadını çıkarıyor. Biraz ısındıktan sonra da dereye gitmeyi planlıyorlar. Biz biraz sohbet edip, Hollandalı çifti kitapları ile başbaşa bırakarak yolumuza devam ediyoruz. Yedigöller Milli Parkı, 550 hektarlık bir alan. Vadiler arasındaki Büyükgöl, Seringöl ve Nazlıgöl gibi 7 tane göl, çeşit çeşit ağaçlarla çevrili. Yedigöller 1965 yılından beri milli park olarak koruma altında, çünkü yaklaşık 200'ün üzerinde bitki ve onlarca hayvan türüne ev sahipliği yapıyor. Yedigöller'in çevresindeki 47 bin hektarlık alan yaban hayatı koruma sahası. Geyik, karaca ve kurt gibi hayvanlar için özel alanlar tahsis edilmiş. Bu bölge ayrıca Türkiye'nin en güzel karışık doğal ormanlarından biri.  Milli parkta piknikçiler için ayrılmış ahşap masalar ve barbekü bölmeleri var. Ancak yiyecek ve içeceklerinizi mutlaka yanınızda getirmeniz gerekiyor. Yedigöller'de bazı belirlenen alanlarda kamp yapma imkanı bulunuyor. Ayrıca konaklamak isteyenler de bungalow tipi evleri tercih edebiliyor. Kampçılar buraya çadırları ve oltalarıyla geliyor. Deringöl ve Büyükgöl'de balık tutmak serbest. Ancak bu balıklar gölün doğal ortamında yetişmiyor. Yedigöller Alabalık Tesisleri'nde üretilip, oltacılık yapmak isteyenler için göle bırakılıyor. Eğer tüm erzağı yanınızda getirirseniz, Yedigöller'in içindeki bungalowlarda doğayla başbaşa bir haftasonu geçirebilirsiniz. Bunun için Orman Bölge Müdürlüğü'nden yer ayırtmanız gerekiyor. Gecelik ödemeniz gereken ücret ise 50 YTL. Ancak bölgenin hemen hiçbir yerinde cep telefonlarının çekmediğini de hatırlatalım. Yedigöller'den dönüşte Bolu şehir merkezinden geçen yolu tercih ediyoruz. Mengen yoludan daha kısa olsa da keskin virajlar ve kötü orman yolu biraz insanın tadını kaçırıyor. İstanbul'a doğru yola çıkıyoruz ama Yedigöller pek öyle günübirlik gelinebilecek bir yer değil. Bu yüzden Bolu'da bir gece konaklamak iyi bir fikir olabilir. Biz de yol üzerinde Yurdaer Otel'de bir mola veriyoruz. Yurdaer Otel bildiğiniz otel ya da restoran konseptlerinden çok farklı, son derece özgün bir yer. Zaten burası bir mutfak sanatları merkezi. Aynı zamanda ressam ve gurme olan Yurdaer Bey'in resimleri otelin her yanında görülebiliyor. Zaten buraya da sanatseverler ve Türk mutfağını tanımak isteyenler geliyor.  Amaç unutulmuş Türk mutfağını yaşatmak. Ticari bir kaygıları yok. Yurdaer Otel 53 odasıyla konaklamak isteyenlere de hizmet veriyor. Ama daha da önemlisi burada, unutulmuş ve yaşayan binlerce Türk yemeğini gerçek tadı ile tatma imkanınız var. Biz de misk-i amberli demirhindi şerbeti ile başlayan ve kahkuleli kahve ile biten nefis yemekleri tatıktan sonra bu leziz yiyeceklerin tadı damağımızda yola koyuluyoruz. 

Bilgi için;
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü
0312 212 56 04
Yedigöller - Bolu


ULAŞIM

İSTANBUL - YEDİGÖLLER 290 KM * OTOYOLDAN GELİP BOLU SAPAĞINDAN GİRİLİYOR * ŞEHİR MERKEZİ'NDEN YEDİGÖLLER'E SAPILIYOR

ANKARA - YEDİGÖLLER 200 KM * OTOYOLDAN YENİÇAĞA SAPAĞINDAN GİRİLİYOR * MENGEN ÜZERİNDEN GİDİLİYOR

* DİRGİNE'YE KADAR ASFALT SONRA ORMAN YOLU   KONAKLAMA

YURDAER OTEL 0374 253 45 48 KORU OTEL  0374 225 22 90

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı